7 Temmuz 2015 Salı

Magna Carta hakkında bir makale, Erdal AKALIN & Mehmet Ali SULUTAŞ

Magna Carta’yı Anımsayan Var mı?!.
12 Haziran 1215 tarihinde bir şeyler olmuş İngiltere’de.   Kral John’a karşı, Papa III. İnnocent ve baronlar ayaklanmışlar.  Sonunda da bir anlaşmaya varılmış, Magna Carta denen. 
Magna Carta Liberatum (Büyük Özgürlük Fermanı) diye adlandırılan bu anlaşma ile İngiliz Kralı ve din büyükleri ile baronlar arasında bir sözleşme imzalanmış.  Ki, bunu İngiliz Halkı ile Kral arasında (Yurtsuz John) hak ve hukuk konusunda oluşan bir sözleşme olarak kabul etmek gerekir. Ülkelerin anayasalara bağlı olarak yönetilmesi konusunda da bir ilk olmak gibi tarihsel değeri vardır.
Magna Carta, ülke yönetimi için toplum güçleri arasında bir denge oluşturmuş metindir.  O güne kadar sonsuz sayılan Kral yetkileri, din adamları, baronlar ve kısmen de halk adına sınırlanmıştır.
Manga Carta, toplam 63 maddelik bir sözleşmedir.  Zaman zaman yürürlüğü sekteye uğramış ve 44 kez tahta çıkan krallara yeniden onaylatılmıştır.
Magna Carta’nın birçok maddesi önemli olmakla birlikte, Özellikle üç konu öne çıkar;
- Yürürlükteki yasaların uygulaması olmadan kişilerin tevkif, hapis, malının elinden alınması söz konusu olamaz.
- Adalet satılamaz, geciktirilemez ve hiçbir vatandaş ondan yoksun tutulamaz.
- Yasalar dışında hiçbir vergi, kilise adamları ve baronlardan oluşan kurula danışılmadan alınamaz.
Uluslararası hukuk adına ise örnek sayılan öz maddesi 39. Madde hükmüdür;
“Özgür hiç kimse, kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya herhangi bir nedenle zarara uğratılmayacaktır”.
Magna Carta, bu örnek hukuki değeri nedeni ile insan hakları adına emsal bir metin kabul edilmiştir. 
Örneğin; 1776 yılında kabul edilen A.B.D. Anayasası ve Haklar Beyannamesi ile Maryland Kanunları içeriğinde, Magna Carta’nın 39. Maddesi orijinal hali ile kullanılmış ve geçerli kılınmıştır.
Geriye dönüp bir bakarsak, Magna Carta, Osmanlı Devleti içinde ışık olmuştur denebilir.
Mesela; 1808 yılında II. Mahmut ile Alemdar Mustafa Paşa tarafından imzalanan Sened-i İttifak,bir Magna Carta rüzgârı olsa gerektir.
Keza, 1839 tarihli olan anlaşma ki, Tanzimat Fermanı olarak biliriz, Sultan Abdülmecid ile Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanmış bir Magna Carta esintisidir.
Hatta 1876 yılında Mithat Paşa tarafından hazırlanan ve II. Abdülhamit tarafından onaylanan Kanun-i Esasi, biraz da Magna Carta esprisi taşımaktadır.
***
Sonunda da neler geldi geçti ülkemiz gündeminden, hatta deve kervanları geçti elekten demeliyiz ki, 2007 yılından itibaren ülke hukukuna bir şeyler oluverdi.  Balyoz, Ergenekon derken, yürürlükteki hukuk kuralları unutulduğu gibi, evrensel hukuka maya sayılan ve Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’ne temel olan Magna Carta’nın esamisi bile anılmaz ve anımsanmaz oluverdi.
Acaba birileri Ankara’ya, Magna Carta Liberatum diye tarihsel bir olgu vardır, lütfen anımsayınız diye bağırmalı mıdır?!.
***  
Adalet söz konusu olunca da, Langston Hughes bakın neler söylüyor (Sevgili Dost Mehmet Ali Sulutaş’ın tercümesi ve uyarlaması ile);
“ Şu adalet kör bir tanrıça,
   Ki onu biz siyahlar ezbere biliriz,
   Mikrop kapmış yarasını örtmekte sargısı,
   Ki o yara, belki bir zamanlar gören gözler idiler!”                                                                                        Erdal Akalın (05.07.2015)

3 Ocak 2015 Cumartesi

AYM Başkanı Haşim Kılıç'tan 'yılın bombası' ::: ""ÜYELERİMİZ ÜZERİNDE MİTHİŞ BİR BASKI KURULMAYA ÇALIŞILIYOR""

AYM Başkanı Haşim Kılıç'tan 'yılın bombası!..
AYM Başkanı Haşim Kılıç, yüzde 10'luk seçim barajının kaldırılıp kaldırılmayacağı tartışmaları üzerine çok kritik bir açıklama yaptı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, yüzde 10 seçim barajının kaldırılıp kaldırılmayacağıyla ilgili herkesin seçimlere az bir süre kaldığı bugünlerde sonucunu merakla beklediği tartışmalar için, “En kısa sürede ele alınacak ve sonuçlandırılacak” diye konuştu.
Kılıç, Sözcü gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk'e yaptığı açıklamada; seçim barajıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’nin konuyu ne zaman sonuçlandırabileceğine ilişkin “En kısa sürede ele alınacak ve sonuçlandırılacak.” dedi.
"ÜYELERİMİZ ÜZERİNDE MİTHİŞ BİR BASKI KURULMAYA ÇALIŞILIYOR"
Kılıç, gündemle ilgili başvuruların Anayasa Mahkemesi’nin resmi internet sayfasında açıklanması uygulamasına son verilmesine ilişkin olarak, "Mahkemenin gündeminin açıklanmasıyla birlikte, üyelerimiz üzerinde müthiş bir baskı kurulmaya çalışılıyor. Bu durumdan mahkemenin üyeleri de alabildiğine rahatsız. İşte, bunun için üyelerin üzerinde baskı kurulmamasını sağlamak için hangi konunun gündeme alındığını artık internette duyurmama kararı aldık” dedi.
İşte Haşim Kılıç'ın o açıklamalarından çarpıcı satırlar:
"AİHM'E YAĞMUR GİBİ YAĞAN BİREYSEL BAŞVURULAR"
“Başvuruların kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bugüne yaklaşık 32 bin dava başvurusu yapıldı. Bunlardan yaklaşık 16 binini sonuçlandırdık, kalan 16 bin davanın görülmesine bu yıl devam edilecek. Ancak, giderek başvurular artıyor, ister istemez davaların ele alınma süreci de uzuyor.”
"AİHM KARARLARI VE AYM2YE YAPILAN BAŞVURULARLA İLGİLİ KARARLAR ARASINDA BENZERLİK" 
“Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurular ve bununla ilgili kararlar ile AİHM kararları arasında önemli bir benzerlik var. İki mahkemenin de verdiği kararların tablosu değişmiyor. Bizde de başvurular hak ihlalleriyle ilgili oluyor. Bu da, yargı sistemimizdeki olumsuzluğu gösteriyor. Bunların bir bölümü yasal düzenlemelerden, bir bölümü ise uygulamalardaki aksaklıklardan kaynaklanıyor” 
AYM YETKİSİ KAPSAMINDA BİREYSEL BAŞVURU YAPILABİLECEK KONULAR
(Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinin kapsamında bireysel başvuruya konu edilebilecek temel haklar) “Yaşama hakkı, işkence ve eziyet yasağı, zorla çalıştırma yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği, hak arama hürriyeti, suç ve cezaların kanuniliği, özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşmeye saygı, düşünce, din ve vicdan hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, toplantı ve örgütlenme hürriyeti, mülkiyet hakkı, serbest seçim hakkı, temel hak ve hürriyetlerin korunması, eğitim-öğretim hakkı ve ödevi, eşitlik ve etkili başvuru hakkı.”

26 Nisan 2014 Cumartesi

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI HAŞİM KILIÇ'IN KAYGISI

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, adalet ve hukuk tarihine geçecek bir konuşma yaptı!..
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında (25 Nisan 2014, Cuma günü) yaptığı açıklamasında "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç tarafından son dakika flaş açıklamalar gelmeye başladı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç:
"Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına tanık olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor" dedi.
Yargı ağır suçlamayla karşı karşıya
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son dönemde yargı, paralel devlet diye nitelendirilen çok vahim, çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde kaldığı sürece yargı ayakta kalamaz" ifadelerini kullandı.
Vesayet şiddetle reddedilmeli
Haşim Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" şeklinde konuştu.
Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi sebebiyle Başkan Haşim Kılıç tarafından önemli açıklamalarda bulundu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. yılı kapsamında bugün yaptığı açıklamasında  "Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" ifadesini kullandı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır. Son zamandaki çok ağır suçlamalar üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması " diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun 52. senesi dolayısıyla tertip eden merasimde yaptığı konuşmada, "Yargı üzerinde oluşan veyahut oluşacak politik, ideolojik, dini, ırkı ve mezhebi tüm vesayetçi anlayışlar, başta yargı üyeleri olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir." ifadelerini kullandı.
AYM Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü tesirli bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her vakit ele geçirilmesi şart olan bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın gayretine düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yarının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir ehemmiyete sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Vurgulayarak dile getiriyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir." ifadelerini kullandı.
"Yargı, milletin istemine tuzak kurulacak yer değildir, olmamalıdır" diyen Haşim Kılıç, konuşmasına şöyle devam etti:
"Son zamanda yargı, bu konuyla alakalı 'paralel devlet' ya da 'çete' diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir.
Yeni bir vesayet sisteminin oluşmasına şahit olduk. Kimse bu yeni oluşumun günahından kendini soyutlamaya çalışmasın. Tarih olanları kaydediyor. Bunları konuşmak, gerçekleri itiraf etmek ve cesaretle çözüm yolları bulmak zorundayız."

13 Temmuz 2013 Cumartesi

bir hukuk garabeti ve "yeni anayasa" rezaleti!..

İşte 4 partinin anlaştığı 48 madde
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda, siyasi partiler toplam 48 maddede uzlaşma sağladı. [Ankara, 12 Temmuz 2013]
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu, temel hak ve özgürlükler bölümünde 35, yasama ve yargı bölümlerinde 5'er, başlangıç ve genel hükümler bölümünde 2, idare ve kamu hizmetleri bölümünde 1 maddede uzlaşma sağladı.
AA muhabirinin TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu verilerinden derlediği bilgiye göre, "Temel Hak ve Hürriyetler" başlığında mutabakata varılan 35 madde şöyle:
-İnsan onur ve haysiyeti:
Madde 1. (1) İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır. İnsan onur ve haysiyeti insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir.
(2) Devlet, insan onur ve haysiyeti ile insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına saygı duyar, bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır.
-Temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) niteliği ve bütünlüğü:
Madde 2. (1) Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere/özgürlüklere sahiptir.
(2) Temel hak ve hürriyetler/özgürlükler bir bütündür ve birbirini tamamlar.
-Hayat (yaşam) hakkı:
Madde 4. (1) Herkes hayat (yaşama) hakkına sahiptir.
(2) Meşru müdafaa ve suçla mücadele esnasında kanunun cevaz verdiği durumlarda, hayat (yaşam) hakkını ortadan kaldıracak ya da tehlikeye düşürecek ölçüde güç kullanımının kesinlikle zorunlu olması hali istisnadır.
-İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı:
Madde 7. (1) İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasaktır.
(2) Hürriyetlerin (özgürlüklerin) kısıtlanması ve cezaların infazı halleri dahil olmak üzere hiç kimseye insan onur (şeref) ve haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza verilemez ve muamele yapılamaz.
-Zorla çalıştırma ve angarya yasağı:
Madde 8. (1) Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. İnsan ticareti ve angarya yasaktır.
(2) Ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi ile vatan hizmeti niteliğindeki veya hükümlülük hallerinde yapılan çalıştırmalara ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.
-Kişi hürriyeti (özgürlüğü) ve güvenliği:
Madde 9. (1) Herkes kişi hürriyeti (özgürlüğü) ve güvenliğine sahiptir.
(2) Aşağıda gösterilen haller (durumlar) dışında kimse kişi hürriyetinden (özgürlüğünden) mahrum (yoksun) bırakılamaz;
a) Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi,
b) Mahkemelerce verilmiş yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi,
c) Kişinin kendisinin veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin (özgürlüklerinin) korunması amacıyla verilmiş mahkeme kararının veya kanunda öngörülen idari tedbirlerin yerine getirilmesi,
d) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren veya hakkında sınır dışı etme ya da iade kararı verilen kişinin yakalanması, gözaltına alınması veya tutuklanması,
(3) Yakalama ve tutuklama hakim kararı ile olur. Tutuklama kararı, hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunan kişilerin, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde verilebilir. Kuvvetli suç şüphesinin varlığı veya isnat edilen suçun ağırlığı tek başına tutuklama nedeni sayılamaz. Tutuklama nedenlerinin varlığı somut olgulara (müşahhas hadise) dayandırılarak gerekçeli olarak belirtilmedikçe ve adli kontrol önlemlerinin yetersizliği açıklanmadıkça tutuklamanın devamı kararı verilemez. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, suçluluğu hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunan kişilerle ilgili olarak yapılabilir. Yakalama ve tutuklamanın usul ve esasları kanunla düzenlenir.
(4) Yakalanan veya tutuklanan kişiye, yakalama veya tutuklama sebepleri ile hakkındaki iddialar ve kanunen kendisine tanınan haklar herhalde yazılı, bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç hakim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir. Kişi gözaltına alınır alınmaz derhal müdafii ile görüştürülür. Soruşturma evresinde müdafiin dosyayı inceleme yetkisi savunma hakkını ortadan kaldıracak biçimde sınırlanamaz. Müdafii olmayan kişiye baro tarafından bir müdafii görevlendirilir. Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı yakınlarına derhal bildirilir.
(5) Yakalanan veya gözaltına alınan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç, en geç yirmi dört saat; toplu olarak işlenen suçlarda ise en çok doksan altı saat içinde hâkim önüne çıkarılır. Hiç kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetinden mahrum bırakılamaz.
(6) Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma, ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasına veya hükmün infazını sağlamak için bir güvenceye veya başka yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir.
(7) Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Yargı mercii kararını vermeden önce hürriyeti kısıtlanan kişiyi dinler. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki tutukluluğa ilişkin azami süreler kanunla belirlenir. Tutuklama hiçbir surette cezalandırma şekline dönüştürülemez.
-Kişisel bilgi ve verilerin korunması:
Madde 11. (1) Kişisel bilgi ve verilerin gizliliği esastır.
(2) Herkes, kişisel bilgi ve verilerinin korunması hakkına sahiptir. Bu hak; kişisel bilgi ve verileri konusunda bilgilendirilme, bunlara erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar.
(3) Kişisel bilgi ve veriler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak, ayrımcılığa yol açmayacak şekilde toplanabilir, işlenebilir ve kullanılabilir. Kişisel bilgi ve veriler otomatik olarak toplanamaz veya işlenemez.
(4) Kişisel bilgi ve verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller, bu hakkın etkili olarak kullanılmasını sağlayacak şekilde kanunla düzenlenir.
-Yerleşme ve seyahat hürriyeti (özgürlüğü):
Madde 14. (1) Herkes yerleşme ve seyahat hürriyetine (özgürlüğüne) sahiptir.
(2) Yerleşme hürriyeti, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, çevreyi ve kültürel varlıkları korumak; seyahat hürriyeti ise genel sağlığın korunması (suç işlenmesini önlemek, kamu düzeni) ve suç soruşturması veya kovuşturması sebepleri ile sınırlanabilir.
(3) Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından mahrum bırakılamaz.
(4) Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hakim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.
-Bilim ve sanat hürriyeti (özgürlüğü):
Madde 18. (1) Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, icra etme, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hak ve hürriyetine (özgürlüğüne) sahiptir.
(2) Devlet, bu hak ve hürriyetin (özgürlüğün) önündeki engelleri kaldırmak ve etkili biçimde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.
(3) Devlet, sanatı ve kültürel etkinlikleri destekler ve sanatçıyı korur.
-Düzeltme ve cevap hakkı:
Madde 20. (1) Şeref ve haysiyetlerine dokunulan veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılan herkes düzeltme ve cevap hakkına sahiptir.
(2) Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim, ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç kırk sekiz saat içerisinde karar verir.
-Mülkiyet ve miras hakkı:
Madde 21. (1) Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
(2) Miras hakkı, kamu yararı; mülkiyet hakkı ise kamu yararı ve yabancılar için milli güvenlik sebebiyle sınırlanabilir.
-Çalışma ve sözleşme hürriyeti (özgürlüğü):
Madde 22. (1) Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
(2) Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal devlet ilkesine uygun yürümesini, güvenlik ve istikrar içinde çalışmasını sağlayacak, tekeller oluşmasını engelleyecek tedbirleri alır.
(3) Her türden teşebbüslerin, doğal kaynakların tüketilmesi, çevre kirliliği, çalışanların iş güvenliği ve iş sağlığı açısından gerekli önlemleri almalarını sağlamak ve denetlemek devletin yükümlüğündedir.
-Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı:
Madde 24. (1) Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ve bunlara katılma hakkına sahiptir.
(2) Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kamu düzeninin, genel sağlığın, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması veya suç işlenmesinin önlenmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
(3) İdari makamlar, kanuna dayanarak toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yeri, güzergâhı ve zamanını hakkın demokratik işlevini ve etkisini dikkate alarak belirler.
-Başvuru ve bilgi edinme hakkı:
Madde 26. (1) Herkes kendisiyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bireysel ya da topluca başvuruda bulunma hakkına sahiptir. Başvurulara yetkili makamlar gecikmeksizin cevap verir.
(2) Herkes kendisiyle veya kamu ile ilgili eylem ve işlemler hakkında bilgi edinme hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanımına ilişkin usul ve esaslar eşitlik, tarafsızlık ve şeffaflık ilkelerine uygun olarak kanunla düzenlenir.
(3) Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin başvuracağı kanun yollarını, mercilerini ve sürelerini belirtir.
(4) Yabancıların bilgi edinme hakkından yararlanması karşılıklılık esasına göre kanunla düzenlenir.
-Suç ve Cezalara Dair Esaslar:
Madde 27. (1) Suçlar, cezalar ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.
(2) Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiili işlemesinden dolayı cezalandırılamaz ve kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
(3) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.
(4) Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.
(5) Hiç kimse, kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.
(6) Ceza sorumluluğu şahsidir.
(7) Hiç kimseye aynı suçtan dolayı birden fazla ceza verilemez.
(8) Hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.
(9) Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.
(10) Devlet, cezalarının infazında kadınlar için pozitif ayrımcılığı sağlayacak idari önlemleri alır.
(11) Tutuklu ve hükümlülere işkence ve zalimane, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.
(12) İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.
(13) Vatandaş, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri dışında, işlediği iddia edilen bir suç sebebiyle geri verilemez.
-Yabancıların durumu:
Madde 28. (1) Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için, milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
(2) İltica hakkı, Türkiye'nin uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülükleri dikkate alınarak kanunla düzenlenir.
(3) Ölüm cezasına veya insan onuruyla bağdaşmayan bir muamele ya da cezaya maruz kalma ihtimali kuvvetli olan kişiler iade edilemez.
-Sağlık hakkı:
Madde 33. (1) Herkes sağlık hakkına sahiptir.
(2) Hiç kimse temel sağlık hizmetlerinden yoksun bırakılamaz.
(3) Hasta hakları dâhil sağlık hakkının esasları, yaşam hakkı ile sağlığın korunması da gözetilerek, kanunla düzenlenir.
(4) Her kadın üreme sağlığı ve doğurganlık hakları konusunda ücretsiz hizmet alma hakkına sahiptir.
(5) Devlet sağlık hakkının gerçekleşmesi için gerekli her türlü tedbiri almakla yükümlüdür. Devlet, sağlık alanındaki görevini, kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kuruluşlardan yararlanmak suretiyle etkili bir sağlık hizmeti ağı kurarak, onları denetleyerek yerine getirir.
-Sosyal güvenlik hakkı:
Madde 34. (1) Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
(2) Hiç kimse sosyal güvenlik sistemiyle bağlantısı olmaksızın çalıştırılamaz.
(3) Devlet, sosyal güvenlik hakkının kullanılmasını sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve buna uygun sosyal güvenlik sistemini kurar.
(4) Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimlerinin, malûl ve gazilerin, engellilerin, yaşlıların, korunmaya muhtaç çocuklar gibi toplumsal anlamda güçsüz kesimlerin sosyal güvenlik hakkından yararlanmaları için gerekli özel önlemleri alır.
-Konut ve barınma hakkı:
Madde 36. (1) Herkes temel insani gereksinimlerini karşılayabilecek, insan haysiyetine yakışır biçimde konut ve barınma hakkına sahiptir.
(2) Devlet bu hakların gerçekleşmesi için şehirlerin ve diğer yerleşim birimlerinin tarihi ve kültürel nitelikleri ile çevre değerlerini de esas alan bir plan çerçevesinde gerekli tedbirleri alır.
-Devletin sosyal ve ekonomik görevlerinin sınırı:
Madde 40. (1) Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek, malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.
(2) Sağlık, sosyal güvenlik ve iş güvenliği hakları birinci fıkradaki mali kaynakların yeterliliği sınırına tabi değildir. Devletin bu haklara ilişkin görevleri, asgari güvenceler sağlanmadıkça yerine getirilmiş sayılmaz.
-Temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) sınırlanması:
Madde 41. (1) Hürriyet esas, sınırlama istisnadır. Tereddüt halinde yorum hürriyet lehine yapılır.
(2) Temel hak ve hürriyetler, sadece Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, öngörülen amaca, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz; temel hak ve hürriyetlerin özüne dokunamaz.
-Temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) kullanılmasının geçici olarak durdurulması:
Madde 42. (1) Anayasada öngörülen olağanüstü yönetim usullerinin ilan edildiği hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması, sınırlandırılabilir veya geçici olarak durdurulabilir.
(2) Birinci fıkrada belirtilen durumlarda dahi, insan onur ve haysiyetine, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse dini inançlarını, vicdani kanaatlerini ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz, bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalara ilişkin hükümler geçmişe yürütülemez; suçluluğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz ve kimsenin hak arama özgürlüğü ortadan kaldırılamaz.
-Temel hak ve hürriyetlerin korunması:
Madde 43. (1) Devlet organları, temel hak ve özgürlüklerden herkesin etkili biçimde yararlanmasını sağlayacak her türlü düzenlemeyi yapmak, tedbiri almak ve ihlalini önlemekle yükümlüdür.
(2) Temel hak ve hürriyetlerin ihlali halinde doğan zarardan Devlet sorumludur ve dava Devlet aleyhine açılır. Devlet ihlale neden olan kamu görevlisine davayı ihbar eder. Tazminata mahkum olması halinde Devlet, ilgiliye derhal rücu eder.
(3) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve hürriyetlere dair uluslararası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda kanun özgürlükleri daha genişletici hüküm içermediği sürece anlaşma hükümleri esas alınır.
(4) Anayasadaki hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devlete veya kişilere, hak ve hürriyetleri yok edecek veya Anayasa'da öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlandırılmasına imkan verecek şekilde yorumlanamaz.
-Kıyıların korunması ve kıyılardan yararlanma:
Madde 47. (1) Kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; özel mülkiyete konu olamaz.
(2) Herkesin deniz, göl ve akarsular ile bunların kıyılarından yararlanma hakkı vardır.
(3) Bu hak, kamu yararı gözetilerek kanunla düzenlenir.
(4) Kamu yararının gerekli kıldığı hallerde dolgu ve kurutma yoluyla toprak edinilmesine ilişkin usul ve esaslar kanunda gösterilir.
-Tarih, kültür ve tabiat varlık ve değerlerinin korunması:
Madde 48. (1) Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar; bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bunlardan özel mülkiyet konusu olanlara kamu yararı amacıyla getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.
(2) Devlet, Türkiye dışında bulunan tarihi ve kültürel mirasını korumak için gerekli tedbirleri alır.
-Doğal servetlerin ve kaynakların aranması ve işletilmesi:
Madde 49. (1) Doğal servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet, çevresel varlıkların korunmasını esas almak kaydıyla, bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir. Hangi doğal servet ve kaynağın devletin gerçek ve tüzel kişilerle ortak olarak; hangisinin doğrudan gerçek ve tüzelkişiler eliyle aranacağı ve işletileceği kanunun açık iznine bağlıdır. Bu durumda gerçek ve tüzel kişilerin uyması gereken şartlar ve Devletçe yapılacak gözetim ve denetimin usul ve esasları ile uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir.
-Ormanların korunması ve geliştirilmesi:
Madde 50. Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve kanuna göre buralar Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz.
Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz.
Devlet, ormanları ve biyolojik çeşitliliği korumak, orman sahalarını genişletmek, toprağın verimli olarak işletilmesini sağlamak, erozyonla mücadele etmek ve tarım alanlarını geliştirmek amacıyla gerekli tedbirleri alır.
-Özel olarak korunması gereken kesimlerin hakları:
Madde 52. (1) Devlet, gençlerin, yaşlıların, engellilerin, sürekli hastaların, harp ve vazife şehitlerinin yakınlarının, malul ve gazilerin, dul ve yetimlerin ve özel olarak korunması gereken diğer toplum kesimlerin haklarını korumak; bunların insan onuruna yaraşır bir hayat sürdürmelerini ve toplum hayatına etkin bir şekilde katılmalarını sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Özel olarak korunması gereken toplum kesimlerinin siyasi hayata katılmasını kolaylaştıracak tedbirleri almak devletin görevlerindendir.
-Bilgiye erişim hakkı ve bilişim özgürlüğü:
Madde 55. (1) Herkes, bilgiye, internete ve diğer elektronik iletişim ortamlarına serbestçe erişim hakkına sahiptir. Devlet, bu hakkın etkin ve adil bir biçimde kullanılabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapar.
(2) İnternet aracılığıyla yapılan haberleşmenin gizliliği esastır. Herkes, internet aracılığıyla paylaştığı kişisel verilerinin korunmasını; düşünce ve kanaatlerinin gizliliğine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
(3) İnternet ve diğer elektronik iletişim ortamlarına erişim hakkı özel yaşam ve aile yaşamının gizliliği ile kişisel verilerin korunması, haberleşme özgürlüğü, bilgiye erişim hakkı, düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü ve sözleşme özgürlüğüne, çocukların cinsel sömürüye karşı korunmasına ilişkin anayasal esaslar dikkate alınarak kanunla düzenlenir.
-Makul ve insanca hayat (yaşam) sürdürme hakkı:
Madde 56. (1) Herkes toplumsal dışlanmaya ve yoksulluğa karşı korunma, eğitim, barınma, tıbbi bakım, beslenme, temiz suya erişme ile sosyal hizmetlerden yararlanma haklarını da içerecek biçimde makul ve insanca hayat (yaşam) sürdürme hakkına sahiptir.
(2) Makul ve insanca hayat (yaşam) sürdürme imkânından yoksun olan herkes temel gelir hakkına sahiptir.
(3) Devlet, fertlerin (bireylerin) makul ve insanca hayat (yaşam) sürdürmesi için gerekli tedbirleri alır.
-Devletleştirme ve özelleştirme:
Madde 61. (1) Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde gerçek değeri üzerinden kanunla devletleştirilebilir.
(2) Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller, tekelleşmeyi ve kartelleşmeyi önleyecek şekilde, kanunla gösterilir.
(3) Stratejik açıdan önem taşıyan işletmelerin özelleştirilmesinde kamu yararı esas alınır.
(4) Devlet, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla düzenlenir.
(5) Devletleştirme ve özelleştirmede çalışanların haklarını koruyacak önlemler kanunla düzenlenir.
-Tüketicinin korunması:
Madde 62. (1) Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır; tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder ve destekler.
-Yabancı ülkelerde yaşayan vatandaşlar:
Madde 63. (1) Devlet, yabancı ülkelerde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının aile birliğinin, çocuklarının eğitiminin, kültürel ihtiyaçlarının ve sosyal güvenliklerinin sağlanması, anavatanla bağlarının korunması için gereken önlemleri alır.
-Sporda tahkim:
Madde 64. (1) Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı iç hukuk bakımından hiçbir yargı merciine başvurulamaz.
-Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması:
Madde 65. (1) Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine ve yerli türlerin çeşitliliğinin korunması esasına uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak ve organik tarım ve hayvancılık yöntemlerini teşvik etmek amacıyla tarım ve hayvancılıkla uğraşanları özel olarak destekler. Bunların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda, yasama ve yargı bölümlerinden 5'er, başlangıç ve genel hükümler bölümünde 2, idare ve kamu hizmetleri bölümünde 1 maddede mutabakat sağlandı.
Komisyonda, Yasama bölümünde mutabakata varılan maddeler şöyle:
-Milletvekilliği ile bağdaşmayan işler:
Madde 69. (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde ve bunlara bağlı kuruluşlarda; devletin veya diğer kamu tüzelkişilerinin doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak katıldığı teşebbüs ve ortaklıklarda; özel gelir kaynakları ve özel imkanları kanunla sağlanmış kamu yararına çalışan derneklerin ve devletten yardım sağlayan ve vergi muafiyeti olan vakıfların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile sendikalar ve bunların üst kuruluşlarının ve katıldıkları teşebbüs veya ortaklıkların yönetim ve denetim kurullarında görev alamazlar, vekili olamazlar, herhangi bir taahhüt işini doğrudan veya dolaylı olarak kabul edemezler, temsilcilik, arabuluculuk ve hakemlik yapamazlar.
(2) Milletvekilleri yürütme organının teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmi veya özel herhangi bir işle görevlendirilemezler. Bir milletvekilinin belli konuda ve altı ayı aşmamak üzere Bakanlar Kurulu'nca verilecek geçici bir görevi kabul etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararına bağlıdır.
(3) Milletvekilleri, bu sıfatlarından kaynaklanan konum ve yetkilerini kendilerine çıkar ve yarar sağlamak amacıyla kullanamaz, üçüncü kişilere doğrudan veya dolaylı ücretli iş yapamaz.
(4) Milletvekilliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir.
(5) Siyasi Parti gruplarının bildireceği en kıdemli veya en yaşlı ikişer üyesinin katılımı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin uyması gereken siyasal etik ilkelerini belirlemek ve etik kurallarının ihlaline ilişkin başvuruları incelemek üzere Siyasi Etik Komisyonu kurulur. Görev ve yetkileri kanun ve Meclis İçtüzüğünde gösterilir. Komisyon, mutabakat ve aleniyet esasına göre çalışır. Mutabakat sağlanamaması durumunda raporlama yapılır. Komisyon gerekli gördüğü hallerde gizlilik kararı verebilir.
-Milletvekilliğinin düşmesi:
Madde 70. (1) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, istifanın geçerli olduğunun Meclis Başkanlık Divanı'nca tespit edilmesinden sonra, Genel Kurulca karar verilir.
(2) Milletvekilliğinin seçilmeye engel bir suçtan kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle gerçekleşir.
(3) Milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdüren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul'ca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
(4) Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuyla karar verilir.
-İptal istemi:
Madde 71. (1) Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine yukarıdaki maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini on beş gün içerisinde kesin karara bağlar.
-Görüşmelerin açıklığı ve yayınlanması
Madde 77. (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulundaki görüşmeler açıktır ve tutanak dergisinde tam olarak yayımlanır.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapabilir. Bu oturumlardaki görüşmelerin yayımı Meclisin kararına bağlıdır.
(3) Meclisteki açık görüşmelerin canlı ve her türlü araçla yayımı esastır. Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun bir kanalı bu iş için tahsis edilir.
-Toplantı ve karar yeter sayısı:
Madde 77. (1) Türkiye Büyük Millet Meclisi, yapacağı seçimler dahil bütün işlerinde üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanır. Meclis, Anayasada başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verir; ancak karar yeter sayısı üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamaz.
(2) Genel ve yerel seçimler, halkoylaması, siyasal partiler, yerel yönetimler, olağanüstü yönetim usulleri, yargı organı ve bağımsız idari kurullar konusunda çıkarılacak kanunlar bakımından karar yeter sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğudur.
(3) Bakanlar Kurulu üyeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin katılamadıkları oturumlarında, kendileri yerine oy kullanmak üzere bir bakana yetki verebilirler. Ancak bir bakan kendi oyu ile birlikte en çok iki oy kullanabilir. Gizli oylamalarda vekâletle oy kullanılamaz.
-İdare ve Kamu Hizmetleri
TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nda, "İdare ve Kamu Hizmetleri" bölümünde mutabakata varılan madde ise şöyle:
-Yükseköğretim Düzenleme Kurulu
Madde 106. (1) Yükseköğretim Düzenleme Kurulu, bilimsel ve akademik özgürlük, akademik ve kurumsal özerklik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık ilkelerini esas alarak; ülkenin yükseköğretim ihtiyaçları konusunda planlama yapar ve görüş bildirir; yükseköğretim kurumları arasında eşgüdümü sağlar; yükseköğretim kurumlarıyla toplumun çeşitli kesimleri arasında işbirliğini teşvik eder ve niteliği artırıcı önlemler alır; üniversite, fakülte, yüksekokul ve enstitülerin kuruluşları ile programların açılması ve kapatılmasına ilişkin ölçütleri üniversitelerin görüşlerini alarak belirler ve yükseköğretimde değerlendirme ile görevli kurumun raporları çerçevesinde kararlar alır; yabancı yükseköğretim kurumlarından alınan diplomaların ve akademik unvanların denkliğini tanır; yeni üniversitelerin kurulması ile yükseköğretime ilişkin düzenlemeler konusunda görüş bildirir; yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanı kadroları ve öğrenci kontenjanları ile ilgili temel ölçütleri belirler; yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerini değerlendirir ve gerekli tedbirleri alır.
(2) Kurul, yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerini ve görevlerini yerine getirmek üzere planlar, düzenler ve denetler.
(3) Kurul, on beş üyeden oluşur. Kurulun dokuz üyesi, yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim elemanları tarafından profesör unvanına sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. Öğretim elemanları tarafından yapılacak seçimlerde her öğretim elemanı bir adaya oy verir. Kurulun altı üyesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının beşte üçü ile seçilir.
(4) Kurulun teşkilatı, görevleri, yetkileri, çalışma esasları ve üyelerinin seçimine ilişkin diğer hususlar kanunla düzenlenir.
-Yargı Bölümü
"Yargı" bölümünde mutabakat sağlanan 5 madde ise şunlar:
-Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Madde 112. (1) Hakimler, görevlerinde bağımsız ve tarafsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verir. Hakimler mesleğin etik kurallarına uyarlar.
(2) Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere hiçbir şekilde emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir davayı etkilemek amacıyla, münhasıran yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili yasama denetimi yollarına başvurulamaz.
(3) Devlet organları, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar, mahkeme kararlarını değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.
(4) Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
-Savcılık mesleği ve teminatı:
Madde 115. (1) Savcılar, adli görevlerinde hakimlik teminatına tabidir.
(2) Savcılar idari görevleri bakımından Adalet Bakanlığı'na bağlıdır.
-Adalet hizmetlerinin denetimi:
Madde 119. (1) Adalet hizmetlerinin denetimi Adalet Bakanlığı tarafından yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
-Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi:
Madde 121. (1) Anayasa Mahkemesi üyeleri bir defaya mahsus olmak üzere ve dokuz yıl için seçilirler. Altmışyedi yaşını dolduran üyeler emekliye ayrılırlar.
(2) Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde ise, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun kararı ile sona erer.
-Anayasa şikayeti:
Madde 127. (1) Herkes anayasada düzenlenen kişi hakları, siyasal haklar ve devlete olumlu edim yüklemeyen sosyal hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine anayasa şikâyetinde bulunabilir. Başvuruda bulunabilmek için güncel ve kişisel bir hakkın ihlal edilmiş olması ve olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Anayasa şikâyeti, olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılır. Anayasa şikâyetinde, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Kamu başdenetçisinin anayasa şikâyeti başvurusu ileanayasa şikâyetine ilişkin diğer usul ve esaslar kanunla düzenlenir.
(2) Seçme ve seçilme hakkına ilişkin anayasa şikâyeti başvuruları üç gün içinde yapılır. Bu başvurular hakkın kaybını önleyecek ve seçim hukukunun gerektirdiği ivedilikle sonuçlandırılır.
-Başlangıç, Genel Hükümler ve Temel ilkeler
Başlangıç, Genel Hümükler ve Temel İlkeler'de mutabakata varılan 2 maddede de şu düzenlemeler bulunuyor:
-Devletin şekli:
Madde 152. (1) Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
-Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü:
Madde 161. (1) Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlar.
(2) Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.

22 Mayıs 2012 Salı

1982 ANAYASASINDA DEĞİŞİKLİKLER 1 (DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...)

Bir “DEMOKRASİ SINAVI” ve ötesi!..
Mustafa Nevruz SINACI
Hani, Yüksek Seçim Kurulu 2820 Sayılı SPK, md: 37 gereği, “seçime katılma hakkı” (!) bulunan “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları” (Anayasa md: 68) siyasi (kitle) partilerine; “hangi seçim çevrelerinde hangi usul ve esaslara göre aday tespiti yapacaklarını” sormuştu. 19 Mart 2011 günü gelen cevaplar içler acısı!.. İnsan hakları, adalet, hak, hukuk ve özellikle demokrasi adına utanç verici!.. Kahir ekseriyeti “merkez yoklaması!..”
DEMOKRASİ UTANCI; İNSAN HAKLARI,
ADALET VE HUKUK YÖNÜNDEN TAM YÜZKARASI
Birde bunlara, öteden beri (1961 ve 1982 Anayasalarında) “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru” ve “kitle partisi” denir!.. Malum, ülkemizde şahıs, sınıf, zümre, ideoloji ve doktrin partileri yasak ya!..
İş bu “merkez yoklaması” her ne kadar yasal olsa bile, gerçekte haksız-hukuksuz,  antidemokratik ve gerçekten yüzkarası!.. Vesayetçi, sultacı, cuntacı, despotça, diktatoryal bir  tasallut ve tasarruf!...  Özellikle, yeni-ileri (orijinal ve özgün) demokrasi havarisi AKP’nin, doğrudan aday adayı kaydı yapması ve bir çeşit “temayül yoklaması” sonucuna göre merkez yoklaması yapacağını bildirmesi çok ayıp; Üzücü, düşündürücü ve ileri sürdüğü demokrasi söylemleri adına utanç vericidir. Hele bir genel başkan yardımcısının; “Son söz sayın genel başkanın” diyebilmesi, ne büyük bir talihsizlik ve hicap verici bir utançtır!..
DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!..
Gaflet ve dalâlet ile malul; Maksatlı ve mâkus siyaset erbabının sıkça lânetlediği 12 Eylül 1982 Anayasası’nın ilk ve orijinal (12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982’de halk oylamasıyla kabul edilen) biçimi, şu gelinen noktaya nazaran; Hak, hukuk, adalet ahlâkı, insani boyut ve “yönetimde istikrar = temsilde adalet” ilkesine çok daha yakın, yatkın ve uygundu. 1982 Anayasası’nda bugüne kadar 17 esaslı değişiklik yapıldı. Bu köklü değişiklik ve düzenlemelerle; geçici maddelerle birlikte, 1982 Anayasasının toplam 177 maddesinden 80'i değiştirildi, 3’ü yürürlükten kaldırıldı. Eklenen 3 geçici maddeden 2'si daha sonra Anayasa’dan çıkartıldı.
Geriye kalan bu!...
Her değişiklik, milli iradeye bir darbe vurdu ve demokrasiyi daha da geriye götürdü.
VAHİM BİR ALDATMACA:
Mevcut 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun değişik 37’nci maddesine göre siyasi partiler, ‘aday tespitini serbest, eşit, gizli oy, açık tasnif esasları çerçevesinde, tüzüklerinde belirleyecekleri usul ve esaslardan herhangi biri veya birkaçı ile yapabilir’!.. Hükmünde yer alan ‘serbest (hiçbir etki, telkin ve baskı altında kalmadan), eşit, gizli oy,’ ibaresi tamamen yalan, aldatmaca, uygulama imkânından vareste ve kandırmacadır.
OYSA!.. 1982 ANAYASASI NE DİYORDU..?..
1980 darbesinden sonra askerlerin hazırladığı SPK’nın ilk metninde aday belirleme kuralı, “siyasi partiler adaylarının listesi ve bunların listedeki sırası, o seçim çevresinde o siyasi parti üye kayıt defterine göre düzenlenen parti seçmen listesindeki bütün üyelerin ilçe seçim kurullarının yönetiminde serbestçe oy kullanacakları bir önseçimle tayin ve tespit edilir” biçimindeydi. (Anayasa'da 17 Mayıs 1987 tarihinde yapılan ilk değişiklikle 67, 75. ve 175. maddeler yeniden düzenlendi, Geçici 4. madde yürürlükten kaldırıldı. Değişik: 23.7.1995 -4121/5 md. ile 17.5.1987-3361/1 md.; 23.7.1995-4121/5 md.) Oysa bu hüküm, 1965 tarihli ilgili madde hükmünün, 1983 metninde doğru Türkçe yazılmış biçimidir. Demek oluyor ki, demokraside ilerlemek yerine sürekli bir gerileme sürecine girilmiş bulunulmakta..
TAHRİFAT VE TAHRİBAT
Demokrasi, adalet ahlâkı ve hukuk penceresinden bakıldığında; 1987’den günümüze Anayasa değişikliklerinin, millet iradesinin TBMM vasıtasıyla devlet idaresine yansıması bakımından, en uygun, ideal ve mükemmel hükümlerin kaldırılmış olduğu görülmektedir.
TAHRİBATIN ÖTEKİ YÜZÜ
Mustafa Nevruz SINACI
Şu hale nazaran “insan hakları, adalet, hukuk ve demokrasi adına yapıldığı iddia edilen anayasa değişiklikleri”; Hayret ve dehşet verici “antidemokratik” bir gerçektir ki; Demokrasi, birey ve halk (kamu) yararına değişiklik ve düzenlemeler değil; Tam aksine adeta bir tahrifat ve tahribattır!..
Yine, ilk haliyle siyasi partiler yasasının “aday tespitinden” sonra gelen maddesine “her ilden çıkacak milletvekili sayısının yüzde beşini aşmamak üzere merkez adayı” gösterilebileceği hükmü eklendi. ‘Yüzde beş’ oranının 10’dan çok vekil çıkaran iller için anlamı vardı. 1987 seçiminde merkez kontenjanı konulabilecek iller Adana, Ankara, Bursa, İstanbul, İzmir ve Konya’dan ibaretti. Bunun dışında kontenjan kullanılamazdı…
Geçici hükümle adayları belirlenen 1983’den sonra: ‘her ilde önseçim yapılması’ kuralı; Yüzde beş kontenjan olayı; Parti değiştiren vekiller hakkındaki kısıtlar;, Seçilecek milletvekili sayıları dâhil olmak üzere, pek çok “demokratik hüküm” antidemokratik hüküm ve keyfi maddelerle Turgut Özal tarafından 1986 ve 1987 yıllarında, 3270, 3370, 3377 sayılı kanunlarla “millet iradesi, parti içi demokrasi ve seçim mevzuatına” en ters ve aykırı biçimde değiştirildi. Partilerin lider nam despot ve diktatöre bağlı örgütlenmesinin yolu açıldı; Böylece Türkiye de demokrasi ve hukukun üstünlüğü; Gelecek nesillerce “lânetle anılacak” bir parti sahibince “transformasyon” kisvesi altında deforme edildi. Artık partiler kurumsal olarak lider oligarşisine geçebilirdi.
MÜTHİŞ BİR ÇİFTE STANDART
YAHUT MÜRAİLİK VE İKİYÜZLÜLÜK!..
Nitekim öyle de oldu!..
Parti sahipliği altında gelişen ve yerleşen oligarşi 1989’lardan sonra çok sevildi. Çok takdir edildi ve beğenildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, hırsızlık ve suiistimalleri, Gümrük Birliği katılım faciası, AB entegrasyon sürecine “millet iradesine aykırı olarak” start verilmesi, Milli Dava Kıbrıs’tan feragat, üst üste kriz, kaos ve özelleştirme furyası ile tarihin en büyük peşkeş, vurgun, soygun ve hortum olayları “bu süreçte” cereyan etti…  
Çünkü artık, devlet idaresinde millet iradesi yoktu!...
Zira “yeni demokrasi”, “ileri demokrasi”, “insan hakları ve hukukun üstünlüğü” gibi parlak söz ve söylemlerle; Tıpkı ABD’nin Sudan’dan, Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya kadar olan hinterland’da uyguladığı gibi Türkiye’de de : “demokrasi, insan hakları ve barış getirme” adına böyle garip bir süreç yaşandı.
ÇOK ÖZGÜN VE ÖNEMLİ BİR ÖRNEK
Çanakkale Zaferi’nin yıldönümüne rastlayan 18 Mart 2011 günü, Milli Gazete’nin baş sayfasında yer alan bir haberde; Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı, eski Adalet Bakanı Şevket Kazan, 28 Şubat post modern darbesinin sorumlularından hâlâ hesap sorulmadığını belirterek, "Bugün darbe planları yapanlara Ergenekon, Balyoz ve Kafes davaları ile hesap soruluyor. Ama 28 Şubat'ta resmen teşebbüste bulundular. Bunlardan niye hesap sorulmuyor? Sorumluları var. Örneğin Çevik Bir... Ama Sayın Başbakan Çevik Bir'i Türkiye ile İsrail arasında ilişkileri geliştirsin diye danışman olarak değerlendirmiş" tepkisinde bulundu.
EVET!.. ELBETTE!..
Gerçekten de, olağan ve doğal şartlarda yapılması gereken ilk iş: Kamu düzeni ve milli vicdanı en çok sarsan, Cumhuriyet tarihinin en büyük kırılması ve Atatürk karşıtı bir kalkışma olan 27 Mayıs’ı sorgulamak ve yargılamaktı… Sonra 12 Mart 1971 ve 12 Eylül, 28 Şubat vd.,
 Zira bir millet, milleti ihlâsla temsil eden siyasi hareket veya demokrasi adına ifa ve icra olunan inkılâp; Önce rejimle yüzleşmeli, milletle hesaplaşmalı ve “tam dürüst, bağımsız ve tarafsız” bir hesaplaşma ve yüzleşmeden sonra; Demokrasi, adalet ve hukukta ileri adımlar atmalı idi!.. Değil mi..?...  
Elbette ve mutlaka: Türk Milleti adına ve Türk Milleti namına…
DEMOKRASİ’DEN DİKTATÖRLÜĞE!...
1982 Anayasası'nda Yapılan Değişiklikler
Mustafa Nevruz SINACI
12 Eylül askeri müdahalesinin ardından hazırlanan ve 7 Kasım 1982 tarihli halk oylamasında kabul edilen; 1982 Anayasası’nın oylama sonuçları
9 Kasım 1982 günü açıklanarak Yüksek Seçim Kurulu kararları yayınlandı.
Yüksek Seçim Kurulu, 1982 Anayasası halkoylaması sonuçlarına ilişkin 2 karar yayınladı. Resmi Gazete'nin 9 Kasım 1982 tarihli sayısında (17863 Mükerrer) yayımlanan ilk kararda, 730 sandık dışındaki sonuçlar açıklandı ve Anayasa'nın kabul edildiği ilan edildi. Resmi Gazete'nin 20 Kasım 1982 tarihli sayısında da (17874) kesin sonuçlar il il açıklandı. Buna göre, 1982 Anayasası, 1.626.431 "red" (yüzde 8.63) oyuna karşılık, 17.215.559 "kabul" (yüzde 91.37) oyuyla kabul edildi.”
Bu Anayasa 1987’ye kadar orijinal haliyle yürürlükte kaldı.
17 Mayıs 1987’den itibaren; Başta AB baskısı, organize çıkar örgütleri “rant” kesimi, demokrasi, adalet ve hukuk düşmanları dayatması ve ABD’nin sistematik manipülâsyonları sonucu yoğun bir “yeniden imal/inşâ, (transformasyon) ekleme, çıkarma ve (siparişe uygun) değiştirme operasyonları ile;, Sevr doğrultusunda despotluk, diktatörlük ve “AB müktesebat sürecine paralel, istibdada geçiş süreci başlatılmış oldu. 
Bunun adına, kinayeten “Demokratikleşme ve sivilleşme” denildi!..  
Oysa her adım, (nadir istisnalar hariç) her değişiklik ve düzenlemede tam tersi oldu.
Lütfen, aşağıda yer alan ve adı “değişiklik operasyonu” olan; Değiştirme, yeniden yapılandırma ve Türkiye Cumhuriyetini dönüştürme sürecini dikkatle inceleyiniz…     
            Anayasa'da bugüne kadar tam 17 kez ek ve değişiklik yapıldı. 
Bu düzenlemelerde Anayasa'nın, geçicilerle birlikte toplam 194 maddesinden 105'i değiştirildi, 4 madde yürürlükten kaldırıldı. Eklenen 3 geçici maddeden 2'si daha sonra Anayasa metninden çıkarıldı.
Böylece 1892 Anayasasının birim madde bazında % 56’sı,  genel kapsam ve genel ağırlık bağlamında (üçte iki) 2/3’si değiştirilmiş oldu.
Yapılan ayarlama düzenleme ve derlemelere göre: 1982 Anayasası'nda bugüne kadar gerçekleştirilen ek ve değişiklikler sırasıyla şöyledir:
1. değişiklik:
Anayasa'da 17 Mayıs 1987 tarihinde yapılan ilk değişiklikle 67, 75. ve 175. maddeler yeniden düzenlendi, geçici 4. madde ise yürürlükten kaldırıldı. Bu düzenleme kapsamında 67. maddede yapılan değişiklikle 21 olan seçme ve halkoylamasına katılma yaşı 19'a indirildi; 75. maddenin yeniden düzenlemesiyle 400 olan milletvekili sayısı 450'ye çıkarıldı.
Anayasa değişiklikleri gibi hassas konular üzerinde titizlikle durulmasını sağlamak ve iki görüşme arasında kamuoyu fikrinin de sağlıklı bir biçimde alınmasına olanak sağlamak amacıyla (yalan, esas amaç değişiklikleri kolaylaştırmak ve basitleştirmekti) 175. maddede değişiklik yapıldı. Anayasa değişikliklerinin diğer kanunlardan farklı olarak TBMM Genel Kurulu'nda iki defa görüşülmesi şartı getirildi. Teklifin kabulünün üye tamsayısının 3'te 2 (550’ye göre: 550:3 = 183 x 2 = 367) çoğunluğu yerine, üye tamsayısının 5'te 3 (550: 5 = 110 x 3 = 330) çoğunluğunun gizli oyuyla olacağı hüküm altına alındı.
12 Eylül döneminde getirilen, siyasi partilerin ve liderlerinin siyasi yasaklarına ilişkin geçici 4. madde, yapılan referandumla yürürlükten kaldırıldı. Böylece, siyasi partilerin ve liderlerinin yasakları sona erdi.
2. değişiklik:
Anayasa'daki ikinci değişiklik 8 Temmuz 1993 tarihinde yapıldı.
Anayasa'nın 133. maddesinde yapılan değişiklikle, radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek, kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbest hale getirildi.
3. değişiklik:
Anayasa'daki 3. değişiklikte; başlangıç metni, 33, 53, 67, 68, 69, 75, 84, 85, 93, 127, 135, 149. ve 171. maddeleri yeniden düzenlendi. 23 Temmuz 1995 tarihinde yapılan bu değişiklikle ayrıca 52. madde de yürürlükten kaldırıldı. Başlangıç metninde yapılan düzenlemeyle yazımda bazı değişikliklere gidilerek, Anayasa'ya daha demokratik bir nitelik kazandırıldı ve 12 Eylül askeri müdahalesine yapılan atıflar ayıklandı. ''Dernek kurma hürriyetinde'' değişikliğe gidilerek, genel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin getirdiği standartlar yakalanmaya çalışıldı.
            İşçiler gibi kamu çalışanlarına da toplu görüşme yapabilme hakkı tanındı.
            Anayasa'nın 67. maddesinde yapılan değişiklik, yurt dışında yaşayan vatandaşların oy hakkını kullanabilmelerinin kanunla düzenlenmesini öngörüyordu. (aradan geçen 15 yıla rağmen gerçekleşmedi) ''Kimsenin kesin hüküm giymedikçe suçlu sayılamayacağı'' ilkesinden hareketle, cezaevlerindeki tutukluların oy kullanmalarına imkân sağlandı. 1987'de yapılan değişiklikle 19 olarak belirlenen seçme ve halk oylamasına katılma yaşı, bir yaş daha aşağı çekilerek 18'e indirildi.
            Siyasi partilerin yurt dışında teşkilatlanıp faaliyette bulunması ile kadın ve gençlik kolları gibi yan örgütlerin kurulmasını yasaklayan hüküm Anayasa'dan çıkarıldı. Yüksek öğretim elemanlarının kanunla düzenlenme şartıyla da olsa siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün kılındı. Siyasi partilere üye olabilmeleri mümkün olmayan yüksek öğretim öğrencilerine de bu hak tanındı. Devletin, siyasi partilere yeterli düzeyde ve hakça yardım yapması imkânı getirildi.
            Milletvekili sayısı 550 oldu
''Siyasi partilerin uyacakları esaslar'' başlıklı maddede değişikliğe gidilerek, partilerin Anayasa'nın 14. maddesindeki esaslara uyması yükümlülüğü kaldırıldı; bu ilkelerin kanunla belirlenmesi esasına geçildi. Siyasi partilerin ticari faaliyete girişemeyecekleri hükmü konuldu. 1987'de yapılan değişiklikle 450'ye çıkarılan milletvekili sayısı yeni düzenlemeyle 550 olarak belirlendi.
''Milletvekilliğinin nasıl sona ereceği'' hükmüne açıklık getirildi. İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesinin, istifanın geçerli olduğu TBMM Başkanlık Divanı'nca tespit edildikten sonra TBMM Genel Kurulunca kararlaştırılması uygulaması getirildi. ''Partisinden istifa eden milletvekilinin bir sonraki seçimde, başka bir partinin genel merkez organlarınca aday gösterilemeyeceği'';, ''partisinden istifa ederek başka bir partiye giren milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilmesi'';, ''partisinden istifa ederek -seçim hükümetleri hariç- Bakanlar Kurulunda görev alan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilmesi'' hükümleri kaldırıldı…
Eylül olan yasama yılı başlangıcı Ekim olarak belirlendi.
127. maddede yapılan değişiklikle, mahalli idarelerin seçimlerinin 5 yılda bir yapılmasına ilişkin düzenleme korundu. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içerisinde yapılması gereken genel veya ara seçimlerin, milletvekili seçimleriyle birlikte yapılması hükmü getirildi. Bir siyasi partinin kapatılması gibi önemli sonuçlar doğuracak davalarda, parti genel başkanının sözlü savunması olmaksızın karar verilmesinin sağlıklı sonuçlar doğurmayacağı düşüncesiyle partinin genel başkanı ya da tayin edeceği vekilinin dinlenilmesi şartı getirildi. 52. madde ise yürürlükten kaldırıldı. Böylece sendikaların siyasi faaliyette bulunmaları, siyasi partilerden destek görmeleri ve siyasi partileri desteklemeleri önündeki engel ortadan kalktı.
4. değişiklik: Anayasa'nın 143. maddesinde 18 Haziran 1999 tarihinde yapılan değişiklikle, DGM'lerde yer alan asker üyelerin yerine sivil yargıçların atanması sağlandı.
            5. değişiklik:
Anayasa'da 13 Ağustos 1999 tarihinde yapılan 5. değişiklikle 47, 125. ve 155. maddeler yeniden düzenlendi. 47. maddede yapılan değişiklikle ''özelleştirme'' kavramı Anayasa'ya girdi. Yeni düzenlemeyle kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla gösterilmesi hükmü getirildi. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşme ve şartlaşmalarında doğacak uyuşmazlıkların, milli ya da milletlerarası tahkim yoluyla çözümlenebilmesine olanak tanındı. Anayasa'nın 155. maddesinde değişiklik yapılarak, 1924 Anayasası'nda benimsenen sisteme dönüldü. İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri, Danıştay'ın inceleme yapacağı konular arasından çıkarılıp, sadece görüş bildirebileceği konular arasına alındı.
            6. değişiklik
Anayasa'da, 3 Ekim 2001 tarihinde yapılan 6. değişiklik, AB müktesebatına uyum çalışmaları çerçevesindeki en kapsamlı değişiklik oldu. Bu düzenlemeyle Anayasa'nın başlangıç metninin yanı sıra 13, 14, 19, 20, 21, 22, 23, 26, 28, 31, 33, 34, 36, 38, 40, 41, 46, 49, 51, 55, 65, 66, 67, 69, 74, 86, 87, 89, 94, 100, 118. ve 149. maddeler ile geçici 15. maddede değişikliğe gidildi. Başlangıç metnindeki bir cümle, ''Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı'' şeklinde değiştirildi. Yakalanan ya da tutuklanan kişilerin hâkim önüne çıkarılma süreleri AİHS'ne uyumlu hale getirilerek, zanlının en geç 48 saat içinde, toplu işlenen suçlarda ise en çok 4 gün içinde hâkim önüne çıkarılması sağlandı.
''Özel Hayatın Gizliliği'' başlıklı maddede yapılan düzenlemeyle herkese, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı tanındı. Özel hayat ve aile hayatının gizliliğine dokunulmazlık; herhangi bir kişinin üstü, özel kâğıtları ve eşyalarının aranması için yazılı emir zorunluluğu getirildi. Yazılı emir olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, arama yapılamayacağı ve buradaki eşyaya el konulamayacağı hükme bağlandı.
Haberleşme hürriyeti
''Haberleşme Hürriyeti'' başlıklı 22. maddede yapılan düzenlemeyle, usulüne göre verilmiş hâkim kararı ve yazılı emir olmadıkça, haberleşmenin engellenemeyeceği ve haberleşmenin gizliliğine dokunulamayacağı hükmü getirildi. Ülkenin ekonomik durumu, vatandaşların yurt dışına çıkma hürriyetini sınırlayan şartlar arasından çıkarıldı. Düşünce ve anlatım özgürlüğünün sınırları genişletildi, toplumdaki dil farklılıkları sosyolojik bir gerçek olarak değerlendirildi ve bu duruma Anayasa'da getirilen engel kaldırıldı. Milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve bölünmez bütünlüğün korunması amaçlarıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanabileceği şartı Anayasa'ya konuldu. ''Kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayım yapılamaz'' hükmü Anayasa'dan çıkarıldı.
            Kadın-Erkek eşitliği Anayasa'ya girdi
Herkesin derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahip olmasına ilişkin hüküm Anayasa'ya konuldu. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemede izin alma zorunluluğu kaldırıldı. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükmü getirildi. Anayasa'da, kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik olarak, ''Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır'' şeklinde düzenleme yapıldı.
Kamulaştırmada, gerçek karşılıkların ödenmesi ve ödemede gecikme halinde faiz yönünden bireylerin zarara uğramamaları konusunda değişiklik yapıldı. Devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla özel mülkiyette bulunan tanışmazların tamamını veya bir kısmını kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkili kılındı.
            49. maddede yapılan değişiklik ile devlete, çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verecek şekilde düzenleme yapıldı. Buna göre devlet; çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla yükümlü oldu. Asgari ücretin tespitinde, çalışanların geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması hükmü getirildi.
Kadın-erkek arasında eşitsizlik oluşturduğu düşülen ''Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlığı kanunla düzenlenir'' hükmü Anayasa'dan çıkarıldı.
Parti kapatmaya düzenleme
Anayasa'nın, 67. maddesinde yapılan değişiklikle, TBMM'de çoğunluğu elinde bulunduranların sık sık seçim değişiklikleri yaparak kendilerine avantaj sağlamaları engellenmek istendi. Maddeye, ''Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz'' hükmü eklendi.
69. maddede yeniden değişiklik yapılarak, ''odak'' hali tanımlandı, odağa kriterler getirilip kavram kargaşasına son verilmek amaçlandı.
            Buna göre, bir partinin temelli kapatılmasının, sadece Anayasa'nın 68/4. fıkrasındaki eylemlerin odağı haline gelmiş olması şartıyla mümkün olacağı şartı getirildi. Temelli kapatılan bir siyasi partinin mensuplarının üye çoğunluğunu oluşturduğu yeni bir partinin de kapatılacağına ilişkin hüküm, bu durumun tespitinin oldukça güç olduğu gerekçesiyle yürürlükten kaldırıldı. Temelli kapatılan bir partinin kurucularının ve her kademedeki yöneticilerinin 5 yıl süreyle yeni bir partinin kurucusu, yöneticisi ve deneticisi olamayacağı hükmü getirildi. Yapılan değişikliklerde, siyasi partiler için kapatmanın yanı sıra Hazine yardımından yoksun bırakılma yaptırımı da öngörüldü. Böylece Anayasa Mahkemesine, bir tüzel kişiye uygulanması mümkün en ağır yaptırım olan kapatma yerine, daha hafif bir ara yaptırım uygulama imkânı verildi.
            Dilekçe hakkı yabancılara da tanındı
Türk yurttaşlarının sahip olduğu TBMM'ye dilekçe ile başvurma hakkı, karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancılara da tanındı. ''TBMM'nin görev ve yetkilerine'' ilişkin Anayasa'nın 87. maddesi, 2001 ve 2004 yıllarında iki kez değiştirildi.
Son değişikliğe göre, TBMM'nin af yetkisi ile ilgili sınır kaldırıldı
Genel veya özel af kararının TBMM'nin üye tam sayısının 5'te 3'ü ile alınabileceği hükmü getirildi. Cumhurbaşkanının kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere TBMM'ye gönderebileceği, TBMM'nin de sadece geri gönderilen maddeleri görüşebileceği hüküm altına alındı. TBMM Başkanı seçimine yönelik düzenleme yapılarak, seçimin daha kısa sürede tamamlanması sağlandı. Milli Güvenlik Kurulu bünyesine Başbakan yardımcıları ve Adalet Bakanı da dâhil edildi; kurul kararlarının tavsiye niteliğinde olduğu vurgulandı.
            Parti kapatmalar zorlaştırıldı
Parti kapatmalar zorlaştırıldı. Anayasa Mahkemesinin Anayasa değişikliklerinin iptali ve siyasi partileri kapatmada, 5'te 3 çoğunlukla karar vereceği hükme bağlandı. Anayasa'nın geçici 15. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırıldı.
Böylece, 12 Eylül 1980-6 Aralık 1983 döneminde çıkarılan kanunlar, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa'ya aykırılığının iddia edilebilmesinin yolu açıldı.
            Anayasa'nın 86. maddesinde değişiklik yapılarak, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin madde yeniden düzenlendi. Milletvekillerinin özlük hakları ve emekliliklerinin kanunla düzenlenmesi ile milletvekili ödeneğinin aylık tutarının, en yüksek emekli sandığı iştirakçisinin görevdeyken aldığı miktardan az olamayacağı hükmü getirildi. Milletvekili emekli maaşının da ödenek ve yolluğun toplamının yarısından az olamayacağı belirtildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 2001 yılında yapılan bu Anayasa değişikliğinde yer alan, 86. madde dışındaki maddeleri onayladı; söz konusu maddedeki düzenlemeleri ise referanduma götürme kararı aldı.

7. değişiklik
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, milletvekillerinin özlük ve emeklilik haklarına ilişkin maddeyi referanduma götürme kararının ardından, 86. maddedeki düzenlemeyle ilgili olarak, 21 Kasım 2001 tarihinde yeniden Anayasa değişikliğine gidildi.
Söz konusu maddede değişiklik yapan yasa 1 Aralık 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece Cumhurbaşkanı Sezer'in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu.
            8. değişiklik
Anayasa'da 26 Aralık 2002 tarihinde yapılan 8. değişiklikle 76. ve 78. maddeler yeniden düzenlendi. ''Milletvekilliği Seçilme Yeterliliği'' başlıklı maddede yapılan değişiklik ile milletvekili seçilemeyecek şartlar arasında yer alan ''ideolojik veya anarşik eylemlere'' ifadesi ''terör eylemlerine'' şeklinde değiştirildi. TBMM üyeliklerinde boşalma olması halinde, TBMM kararı ile ara seçime gidilebileceği; ancak bir ilin veya seçim çevresinin TBMM'de üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden 90 günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılması öngörüldü.
            9. değişiklik
AB'ye uyum çalışmaları çerçevesinde; 7 Mayıs 2004 tarihinde Anayasa'nın 10, 15, 17, 30, 38, 87, 90, 131. ve 160. maddelerinde değişiklik yapıldı, 143. madde yürürlükten kaldırıldı. Kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu, 10. maddede yapılan değişiklik ile Anayasa'ya konuldu. Devletin, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğu da kaydedildi. Basın araçları anayasal koruma altına alındı. Basın araçlarının da basımevi ve eklentileri gibi, suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemeyeceği veya işletilmekten alıkonulamayacağı hükmü getirildi.
Ölüm cezası kaldırıldı
Anayasa'nın, 38. maddesinde yapılan değişiklik ile ölüm cezası kaldırıldı. Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemeyeceği hüküm altına alındı, ancak Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebileceği şartı getirildi.
Anayasa'da, ölüm cezası ile ilgili yer alan diğer hükümler de metinden çıkarıldı.
Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar ile kanun hükümlerinin çelişmesi halinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkta, hangisine öncelik verileceği konusundaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla 90. maddeye fıkra eklenerek, uyuşmazlıklarda, milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınması hükmü öngörüldü.
Genelkurmay Başkanlığı'nın YÖK'e temsilci vermesi uygulamasına son verildi.
Devlet harcamalarının denetlenmesinde şeffaflığın sağlanması amacıyla 160. maddenin, ''Silahlı Kuvvetler elinde bulunan devlet mallarının TBMM adına denetlenmesi usulleri, Milli Savunma hizmetlerinin gerektirdiği gizlilik esaslarına uygun olarak kanunla düzenlenir'' fıkrası madde metninden çıkartıldı. Anayasa'nın 143. maddesi yürürlükten kaldırılarak, 1999'da yapılan değişiklik ile subay üyelerinin yerine sivil yargıçlar atanan DGM'ler kaldırıldı.
            10. değişiklik
Anayasa'da 21 Haziran 2005 tarihinde yapılan değişiklikle 133. maddedeki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'na (RTÜK) üye seçimine ilişkin düzenleme kabul edildi.
            11. değişiklik:
Anayasa'da 29 Ekim 2005 tarihinde 11. değişiklik yapıldı.
Bu değişiklikte, 130, 160, 161, 162. ve 163. maddelerde yeni düzenlemeye gidildi.
Yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı ve Sayıştay'ın denetim kapsamı genişletildi; bütçenin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin süreç güçlendirildi. 162. maddede yapılan yeni düzenlemeyle, ''genel ve katma bütçe tasarıları'' ibaresi ''merkezi yönetim bütçe tasarısı'' şeklinde değiştirilerek, uluslararası standartlar ve AB müktesebatına uygun olarak tanımlanan yeni bütçe kapsamına uyum sağlandı.
            12. değişiklik:
Anayasa'nın 76. maddesinde 13 Ekim 2006 tarihinde yapılan değişiklikle 30 olan milletvekili seçilme yaşı 25'e indirildi.
            13. değişiklik:
Anayasa'daki düzenlemeler kapsamında 10 Mayıs 2007 tarihinde, Geçici 17. madde metne eklendi. Buna göre, 22 Temmuz 2007'de yapılacak seçimde; bağımsız adayların isimlerinin birleşik oy pusulasında yer almasına ilişkin düzenleme yapıldı.
            14. değişiklik:
Anayasa'da 31 Mayıs 2007 tarihinde yapılan 14. değişiklikle; 77, 79, 96, 101. ve 102. maddelerde düzenlemeye gidildi; geçici 18. ve geçici 19. maddeler eklendi.
TBMM seçimlerinin, 5 yılda bir yerine 4 yılda bir yapılması kararlaştırıldı. Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) görev ve yetkileri kapsamına, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin usul ve esaslar da dâhil edildi. TBMM'nin, yapacağı seçimler dâhil bütün işlerinde, üye tamsayısının 3'te 1'i ile toplanması (184) kararlaştırıldı. Ayrıca, Meclis'in, Anayasa'da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vermesi, ancak karar yeter sayısının hiçbir şekilde üye tamsayısının 4'te 1'inin bir fazlasından az olamayacağı hükmü getirildi.
Cumhurbaşkanının 5 artı 5 sistemiyle ve halk oyuyla seçilmesi kararlaştırıldı;
Cumhurbaşkanı seçiminin nasıl yapılacağı da belirtildi. Anayasa'nın, ''Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin, yürürlüğe girdikleri tarihten itibaren 1 yıl içinde uygulanamayacağına'' ilişkin maddesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde dikkate alınmayacağı hükmü getirildi. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasını öngören düzenleme de kabul edildi. Bu düzenlemeler halkoylamasında tümüyle oylandı.
15. değişiklik
Anayasa'daki 15. değişiklik 16 Ekim 2007 tarihinde yapıldı. ''Seçim kanunlarında yapılacak değişikliklerin 11. Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanmasına imkân tanıyan'' Geçici 18. madde ile ''Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin getirilen yeni düzenlemelerin 11. C. Başkanı seçiminde de uygulanmasını'' öngören Geçici 19. madde Anayasa metninden çıkarıldı.
            16. değişiklik
Anayasa'nın 10. maddesinde 9 Şubat 2008 tarihinde yapılan değişiklikle, ''devlet organları ve idare makamlarının, bütün işlemlerinde olduğu gibi her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu'' hükmü getirildi.
42. maddede yapılan değişiklikle ise yükseköğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasına ilişkin hüküm kabul edilerek, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple, kimsenin yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemeyeceği belirtildi.
Ancak, bu değişikliklerin yürürlüğü, Anayasa Mahkemesi tarafından durduruldu.
            17. (son) değişiklik; 12 Eylül 2010
            (Toplam 26 maddeden ibaret en köklü, esaslı ve kapsamlı ek ve değişiklik; 10, 20. 23. 41. 51. 53. 54. 74. 84. 94. 125. 128. 129. 144. 145. 146. 147. 148. 149. 156. 159. 166. ve geçici 15. Madde)
            KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ
            Kadın-erkek eşitliği konusunda alınacak tedbirler, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamayacak. Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak.
KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI
Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Bu hak, kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsayacak. Kişisel veriler ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.
YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI
Yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması nedeniyle ve hâkim kararıyla sınırlandırabilecek.
ÇOCUK İSTİSMARI
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
SENDİKA VE TOPLU SÖZLEŞME
Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunabilecek. Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınacak. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde, taraflar Kamu Görevlileri Kuruluna başvurabilecek. Kurul kararları, kesin ve toplu sözleşme hükmünde olacak. Toplu sözleşme emeklilere de yansıtılacak. Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan iş yerinde neden oldukları maddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, iş yeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılacak.
KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU
“Kamu Denetçiliği Kurumu” (ombudsmanlık) oluşturulacak. Kurum, TBMM Başkanlığına bağlı olarak kurulacak ve idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetleri inceleyecek. Kamu baş denetçisi TBMM tarafından gizli oyla ve 4 yıl için seçilecek.
Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulaması kaldırılacak.
TBMM Başkanlık Divanı 2. dönem sonuna kadar görev yapacak.
YÜKSEK ASKERİ ŞURA KARARLARI
Yüksek Askeri Şuranın (YAŞ) terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılacak.
İdari yargı, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olacak, “yerindelik denetimi” yapılamayacak.
TOPLU SÖZLEŞME HAKKI
Memurlara verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.
Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri ile hâkim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişlerince yapılacak.
            ASKERİ YARGI
Askeri yargının görev alanı yeniden belirlenecek. Askeri yargı, askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülecek. Askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak.
Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar, her durumda adliye mahkemelerinde görülecek.
Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.
ANAYASA MAHKEMESİNİN YAPISI
Anayasa Mahkemesi yeniden yapılandırılacak. Halen 11 asıl 4 yedek üyeli Anayasa Mahkemesi, 17 asıl üyeden oluşacak. TBMM, 2 üyeyi, Sayıştay Genel Kurulunun gösterdiği 3′er aday arasından, 1 üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından göstereceği 3 aday arasından gizli oyla seçecek.
Cumhurbaşkanı, 3 üyeyi Yargıtay, 2 üyeyi Danıştay, 1 üyeyi Askeri Yargıtay, 1 üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesince gösterilecek 3′er aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere 3 üyeyi ise YÖK’ün kendi üyesi olmayan yüksek öğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği 3′er aday içinden seçecek. Cumhurbaşkanı, 4 üyeyi de üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, 1. sınıf hâkim ve savcılar ile en az 5 yıl Raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından belirleyecek.
Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışacak. Bölümler, başkanvekilinin başkanlığında 4 üyenin katılımı ile toplanacak. Genel Kurul ise mahkeme başkanının veya başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanacak. Bölümler ve genel kurul, kararlarını salt çoğunluk ile alacak.
Siyasi partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara, Genel Kurul bakacak.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar alacak.
Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları, Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanacak.
Anayasa Mahkemesi, Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri, dosya üzerinden inceleyecek. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilecek. Mahkeme, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilecek, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasi partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinleyecek.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile 4 yıl için bir başkan ve iki başkanvekili seçilecek. Görev süresi bitenler yeniden seçilebilecek. Anayasa Mahkemesi üyeleri 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek. 12 yıldan önce yaş sınırını dolduran üye emekliye ayrılacak.
Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri “asıl üye” sıfatını kazanacak.
YÜCE DİVAN
Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yapılabilecek.
Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanacak. Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilecek. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucu verdiği kararlar kesin olacak. Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için “hâkimlik teminatı” geçerli olacak.
HSYK’NIN YAPISI 
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yeniden yapılandırılacak. HSYK’nın halen 7 olan üye sayısı 22′e, 5 olan yedek üye sayısı ise 12′a çıkarılacak. HSYK, 3 daire halinde çalışacak. HSYK’nın Başkanı, Adalet Bakanı olmaya devam edecek. Adalet Bakanlığı Müsteşarının Kurulda yer alması uygulaması da sürecek.
Kurulun, 4 asıl üyesi, yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca; 3 asıl ve 3 yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca; 2 asıl ve 2 yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca; 1 asıl ve 1 yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından; 7 asıl ve 4 yedek üyesi, birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adli yargı hakim ve savcıları arasından adli yargı hakim ve savcılarınca; 3 asıl ve 2 yedek üyesi idari yargı hakim ve savcıları arasından idari yargı hakim ve savcılarınca dört yıl için seçilecek. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilecek.
Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki 60 gün içinde yapılacak. Kurulun “meslekten çıkarma” cezasına ilişkin kararlarına itiraz yolu getirilecek. Kurulun diğer kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamayacak. HSYK’nın mevcut asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçildikleri sürenin sonuna kadar devam edecek.
GEÇİCİ 15. MADDE
“Ekonomik ve Sosyal Konsey” Anayasa kapsamına alınacak. 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi’nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı.
12 Eylül 2010 tarihli referandum “Türkiye geneli” sonuçları:
            Evet: %57.94, (21,874,192) oy         Hayır: %42.06, (15,878,206) oy
Toplam Sandık Sayısı:151,870            Açılan Sandık Sayısı: 151,870
Geçersiz Oy Sayısı:  713,226              Toplam Oy Sayısı:  37,752,398
            Anayasa’lara ilişkin referandum hakkında genel bilgi:
Türkiye'de anayasal düzenlemelere ilişkin ilk referandum, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1961 Anayasası için yapıldı.
9 Temmuz 1961'deki halk oylaması ile Anayasa yüzde 38,3 ''Hayır'' oyuna karşılık yüzde 61,7 ''Evet'' oyuyla kabul edildi.
Türkiye, ikinci kez ''1982 Anayasası'nın” halkoyuna sunulması üzerine sandık başına gitti. İkinci referandum, 1980 askeri müdahalesinin ardından hazırlanan 1982 Anayasası için 7 Kasım 1982'de yapıldı. Halkoylamasına, 18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı. 17 milyon 215 bin 559 seçmen ''Kabul'' (yüzde 91,37), 1 milyon 626 bin 431 seçmen de ''Red'' (% 8,63) oyu kullandı. 1982 Anayasası, sonuçların açıklanmasıyla 9 Kasım 1982'de yürürlüğe girdi.
Değişiklikler ve referandum
3. halkoylaması, 1982 Anayasası'nın Geçici 4. Maddesi ile getirilen siyasi yasakların kalkıp kalkmaması konusunda 6 Eylül 1987'de yapıldı. YSK, halkoylaması sonuçlarını 12 Eylül 1987'de açıkladı. Halkoylamasına 24 milyon 436 bin 821 seçmen katıldı. Geçerli 23 milyon 347 bin 856 oydan, 11 milyon 711 bin 461'i ''Evet'', 11 milyon 636 bin 395'i ''Hayır'' çıktı. Böylece, Geçici 4. Madde yürürlükten kalktı.
Türkiye'nin 4. kez önüne getirilen halkoylaması sandığının konusu ise Anayasa'nın 127. maddesindeki yerel seçimlerin 1 yıl erkene alınıp alınmaması oldu. Bu halkoylaması, 25 Eylül 1988'de yapıldı. Seçmenlerin yüzde 65'i değişiklik için ''Hayır'', yüzde 35'i ''Evet'' oyu kullandı. Böylece yerel seçimlerin erkene alınması için Anayasa'nın 127. maddesindeki değişiklik kabul edilmedi ve 13 Kasım 1988 olarak öngörülen erken yerel seçim yapılmadı.
Anayasal metinlere ilişkin 5. halkoylaması ise 21 Ekim 2007'de yapıldı.
Cumhurbaşkanının halk tarafından ve 5 artı 5 sistemiyle seçilmesini öngören düzenlemenin de arasında yer aldığı Anayasa değişiklikleri, 22 Temmuz Pazar günü yapılan milletvekili genel seçimi ile halkoyuna sunuldu.
Referandum süreci durdu
Bu arada, Anayasa'nın ''Başlangıç'' metni ile 33 maddesinde değişiklik yapan yasa, 3 Ekim 2001 tarihinde TBMM'de kabul edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, yasanın 32 maddesini onayladı, yasanın ''milletvekili ödenek ve yolluklarını'' düzenleyen 27. maddesini ise halkoyuna sunma kararı aldı. Yasa, 27. madde dışında, 17 Ekim 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anayasa değişikliğine ilişkin yasanın 27. maddesi ise yaşanan tartışmalardan sonra 22 Ekim 2001 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandı. Böylece, 120 günlük referandum süreci başlamış oldu.
Ancak, söz konusu madde ile ilgili olarak, TBMM'de tekrar Anayasa değişikliğine gidildi. Anayasa'nın 86. maddesinde değişiklik yapan yeni düzenleme, 1 Aralık 2001'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece, Cumhurbaşkanı Sezer'in önceki değişiklik metnini referanduma götürme kararının konusu ortadan kalkmış oldu.


KEMALİZME REDDİYE
VE REJİMDE EKSEN KAYMASI
Mustafa Nevruz SINACI
            Ülkemiz ve milletimiz çok zor, sıkıntılı, buhranlı ve bunalımlı günlerden geçmekte...
            Üstelik aileden sokağa ve sokaktan her derece düzey okula; eğitim-öğretim kurumuna sirayet eden ajitasyon (Halkı yalan, yanlışla kışkırtmak, heyecana, galeyana getirmek, milletin ruh sağlığı ve kimyasını bozmak, bireyi millet, ilim, ahlâk, din-iman, vatan meselelerine karşı ilgisiz, bilgisiz, şuursuz, onursuz, sorumsuz ve duyarsız olmaya yöneltmek. Toplumsal yapıda hak, hukuk, adalet ve dürüstlüğe karşı önleyici ve engelleyici refleks geliştirerek, kendilerine sistematik olarak empoze-ajite edilen söylem, eylem biçimi, fikir ve düşüncelere uymayanlara karşı tutarsız, aşırı tepkili, agresif ve saldırgan davranmayı kurgulama) sâyesinde; İyi insan ve iyi vatandaşların hayatı ıstırap, çekilmez bir işkence ve çile haline geldi.
            Bir yanda istiklâl kaygısı, diğer tarafta istikbâl endişesi!..
            Fakat buna rağmen; Tekel-tröst ve kartellerin eline düşen medya onursuz, çıkar odaklı, hırs ve ihtiras derecesinde menfaatperest, “asli görevinden” bihaber ve sorumsuz;, Meclisler ve mes’uller hıyanet ile malul; Aydınlar gaflet, ihanet ve dalâlet içinde; Kanaat önderleri ise, tıpkı Endülüs misal, tarihi yanılgı, aldatılma ve beyin iğfaline dayalı rehavet içindeler...
            Bu hali yıllar önceden gören Mustafa Kemâl Atatürk bakın ne diyor:    
"Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk
bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." Mustafa Kemal Atatürk
Evet, “Aydınları hain, kanaat önderleri gafil ve korkak, fertleri bilinçsiz, onursuz ve sorumsuz milletler” elbette ezilmeğe mahkûmdur.”
Tarihi Bir Olay Ve İbret Vesikası
REJİMDE EKSEN KAYMASI
Mustafa Kemal Atatürk’e karşı duyulan derin nefret, kin ve kurucu unsur tarafından ikame edilen inkılâp, ilkeler ve İstiklâl Savaşına karşı “devirme/devrim” hareketinin melânet faili olan 27 Mayıs kalkışmasının ilk hedefi: Türkiye de demokrasi, insan hakları, adalet ve hukuk’u ilga ederek; İngiliz Milletler Topluluğu umdelerine tabii bir müstemleke yaratmaktı. (Bak: Diken, Hükümet Sistemleri, Hasan Hüseyin Memiş-Akasya Yayınevi, Ankara)   
Bu amaçla Atatürk’ün Anayasası fesih ve iptal edildi. Yerine; Milliyetçi, Müslüman ve milli/manevi değer sahibi, dindar askerlerden, 1960 -1963 dönemi zorunlu emeklilik ve resen ihraçlarla arınmış silâhlı kuvvetlerin cebri vesayeti ikame edildi. Dünyada eşi benzeri olamayan, her derece ve düzeyde “tabanı ve tavanı/yükseği dâhil” mahkemeler kuruldu.
DAHASI VAR!...
1960 – 1971 ve 1971 – 1980 sürecinde;
Önce devrimci örgütlenme yapıldı. Sonra “tez-antitez” bağlamında karşıtlar teşkil edildi. Bölücü akımlar sistematik bir takvime göre oluşturulup hortladı. Sonra, düzenli ve tek merkezden koordineli kardeş kavgası, anarşi-terör ve tedhiş için düğmeye basıldı. 1974’de hükümeti ele geçiren örtülü komünist/sosyalist ve Siyonist güçler; Tarihin en büyük Türkiye Cumhuriyeti ve Türk düşmanlığı olan “74 affını” çıkarttılar.  Sonra ihanet kademe kademe gelişti, büyüdü ve bu günlere kadar terör, tedhiş ve tehdit olarak geldi!..
1963 Ankara antlaşması ile AET süreci amaç ve hedefinden saptırıldı.
Siyasetin aktörleri, hepten ve toptan vahşi Batı’ya biat ettiler.
Batı, Türkiye’nin bölünmesi-parçalanması ve Türk-İslâm milleti’nin Anadolu’dan sürülmesi için “maddi-manevi” bütün imkânlarını seferber etti. Hattâ, çok büyük bir gayret ve fedakârlıkla bütün sağcı-solcu, alevi-Sünni, Kürtçü ve Türkçülere, Bulgaristan üzerinden her türlü silâh, mühimmat, materyal ve para gönderildi. 1980’e yaklaşırken Türkiye de sel gibi kardeşkanı akıyor ve dönemin sözde liderleri, tribünlerdeki halkı sahaya davet ediyor, Ermeni sınırında hazır-nazır bekleyen 8 tümen SSCB askeri ise “ışmar/davet” bekliyordu.
12 EYLÜL’Ü YANLIŞ ANLATMAK VE SAPTIRMAK  
Demem o ki; Günümüzde pek moda 12 Eylül karşıtlığı, derin bir gaflet, dalâlet ve hıyanetin sinsi-sırıtkan görüntüsüdür. Sürecin ipleri onların kirli ellerine ve menfur şeriklerine geçmiş bulunmaktadır. Ne zamandır? Maalesef sonradan anlaşıldı ki, 1983 Turgut Özal’dan beri. Açıkçası şudur ki: 1987 seçimleri gelmeden bugün şikâyet ettiğimiz siyasi hayat düzeni, hukuken de kurulmuş oldu! Böylece “rejimde eksen kayması” belirginleşmeye başladı.
Mamafih, 1969 sonrasında Demirel ve Ecevit partilerindeki uygulamalarıyla, parti içindeki demokrasi karşıtı yolda epeyce mesafe almışlardı. Burada sırası gelmişken bir kez daha yazayım; 1950’den 1969’a kadar, parti içi demokrasi, zihniyetteki sınırlamalar hariç, lider uygulamaları bakımından bugünden çok daha iyi ve ileriydi.
Gelelim bugüne: Parti sahipleri, önseçim yapmalarına karşı birçok neden sayabilirler. Bunlardan ilki, üye yazımları -kendi eserleri- güvenilmez bir sistemdir. Başka bir neden, ‘parti üyesi’ bulup kaydetmek yerine, ‘kongrede oy verecek seçmen’ olarak yazılmasıdır.
Önemli bir diğer neden de parti tüzüğünün ve ilişkilerinin, insan kaynaklarının yenilenmesi araçlarıyla donatılmamış olmasıdır.
BUNLARIN “YENİ ANAYASA” KALKIŞMASI
Tam bir hayal-i sükut, hezimet ve felâket, belki de Cumhuriyet’in, Misak-ı Milli’nin ve TÜRK İnkılâbı’nın sonu olur. Sağlıksız, sakat siyasi yapımızdan bugün şikâyetçi olanların önemli çoğunluğu, son 40 yılda değişik gerekçeler yazarak sistemi bu hale getirmiş olanlar ya da destekçileridir. Kadim ve köklü yapının bozulması eski ve yeni ortakların yazdıklarından ve konuşmalarından yaptıklarının sonuçlarını görememiş oldukları kolayca anlaşılıyor. Bütün bunları, seçim mevzuatımızın yeniden yazılması gereğine işaret etmek için yazdım.
Sorunun özü, parti içi demokrasidir.
PARTİ SAHİPLİĞİ, SULTA VE OLİGARŞİ
YSK’dan “Adaylarınızı nasıl belirleyeceksiniz?” yazısını alanlar, gerçekte ‘önseçim dışında’ yolları söyleyecekler; aday listesini genel başkanlar hazırlamış olacaktır. Kazanacak adayların bilindiği veya milletvekili çıkarılamayacak illerde belki önseçim yapacaklarını bildireceklerdir. Peki bunun neresi “demokrasi” veya “ileri demokrasi” olacak?..
Bütün adayların hâkimler denetiminde önseçimle belirlenmesi bir uç olduğu gibi, lider isteğiyle belirlenmesi de diğer uçtur. Adaylık ve vekil seçimi, siyasal partilerin işlevlerinin tamamı değil, bir parçasıdır. Siyasal hayatın bütünü demokratik kurallar içinde düzenlendiği zaman, yasama erkinin üzerindeki vesayet kalkacak, yönetim ilkelerini umursamayan kişiler parti liderliğini koruyamayacaktır. Parti içi demokrasinin ufak bir sonucu daha olacaktır: Seçim öncesinde bugünkü gibi, ‘Adaylar bir sorun çıkarır mı?’ diye meraklanmayacağız!
İTTİFAK; SİYASİ SAHTEKÂLIK VE HÜLLECİLİK
Bir yanda, yaklaşan seçimin telâşı ile eteği ayağına dolanan “siyaset haneler” ve “kifayetsiz muhteris” sahiplerinin sinsi hesap ve Bizans oyunları; Diğer taraftan da tıpkı ticarethaneler gibi, “bu işten mümkün olduğu kadar kârlı çıkma” telâşı...  Oysa Türk siyasi mevzuatında “ittifak” (gizli işbirliği) yasaktır. Millet buna “dessaslık, üçkâğıtçılık, kahpelik ve kaypaklık olarak görür. Asla tasvip ve tasdik etmez. 
Özellikle “Demokrat Parti” gibi, gelenek ve gerçeğin tarihi izdüşümü, Kemalizm’in Türk siyasetindeki manâ, ruh, dava ve misyonu olarak “müseccel” bir partinin; RP ve MHP gibi “en aykırı” uçlarla ittifaka kalkışması utanç vericidir.
Olması gereken: Bu defa çok uzun ve uygun tutulan “seçim takvimi” sürecinde; Milli dava “Adalet/Hukuk” ve Milli demokrasi düzleminde ve “Demokrat Parti”nin “Yeter Söz Milletindir” vizyonu ile “haksızlığa, yolsuzluğa DUR” diyen tarihi amblemi altında birleşip; İttifak değil, İltihak ve İttihat yaparak; “Hak yolunda, millet hizmetinde fazilet mücadelesine” talip olmaktır.  (28 Mart 2011)